
Hayat denen kavramın, hazırlıksız çıkılan bir yoldan pek farklı olmadığına tam olarak inanıyorum artık. Öyle ki mecburiyetten çıktığımız bir yolda ne başlangıç noktasını ne başlangıç zamanını biz seçemeyebiliyoruz. Yalnızca yola çıktıktan ve o ilk anın şokunu atlattıktan sonra başlıyoruz değişkenlere hükmetmeye.
Çok hazırlıksız olmasa da yakın zaman gerçekleştirdiğim bir yolculuk bana yolculukların, hayata ne kadar benzer olduğunu bir kez daha hatırlattı. Yol arkadaşı olarak seçtiğimiz bireyler ve eşyalar yol boyunca bizimle birlikte oluyor ve sadece ruhsal ve zihinsel değil aynı zamanda fiziksel olarak da bizi etkiliyor. Tıpkı kendimize hayat boyu arkadaşlık edecek insanların yaptığı gibi.
Nasıl ki insan kendine hayat arkadaşı olarak keyif düşkünü birisini seçtiğinde özgürlüğünün kısıtlanması karşılığında daha "elit" bir hayat yaşayabiliyor, eğlence peşindeki birisiyle ise zor koşullar altında da olsa unutulmaz anlar yaşayabiliyorsa, yolculukta bize arkadaş olan ve hizmet eden araçlar da yolculuğumuzu birinci sınıf bir seyahate çevirebiliyor veya bir roller-coaster yolculuğu tadında keyif verebiliyor.
Bana sorarsanız hayat unutulmaz anlarla dolmalı... Keyif almak için ter dökmeli insan. Sadece kendisi değil, birlikte olduğu insanlar da bu çabaya ortak olmalı. Birlikte başarmalı, gerekirse yıpranmalı insan. Sonunda, harcadığı çabanın karşılığını bir şekilde alabilmeli. Tıpkı eğlenceli bir yolculuk için dikkatini en üst düzeyde tutmaktan yorulduğu, fazladan benzin harcayıp gaz pedalını zemine dayadığı, virajlara mantıklı sınırların üstünde hızlarda girdiğinde yolculuk yapmanın keyfini sonuna kadar alabildiği gibi...