11 Haziran 2010 Cuma

Yağmurun Gücü

Final zamanı insan bir garip oluyor. Stresten mi bilmiyorum ama güçsüzleştiğimi hissediyorum, yıpranıyorum. Hal böyle olunca herşeyi daha çok düşünüyorum, daha çok hissediyorum.

Yine "sıçtım mavisi"ne doğru ilerleyen ve devamında bir finalimin daha olduğu sabahlardan birinde başağrısını azaltmak ve biraz kan dolaşımımı arttırmak için balkona çıkmıştım. Yağmur yağdığını görmeyi beklemiyordum ama hoşuma gitmişti yağmurun sesi, kokusu, üzerime düşüşü ve görüntüsü. O anda yağmurun yalnızca bir tek duyuma hitap etmediğini farkettim.

Sonra yaşadığım apartmanın önündeki otoparka daldı gözlerim. Daihatsu'nun ufaklığı Terios'tan BMW'nin amiral gemisi 7-Serisi ve X5'ine kadar 10-12 araç vardı aşağıda. O sırada farkettim ki arabalar da yağmur kadar kuvvetli. Dünya üzerinde bu kadar çok insanı etkileyebilme sebepleri buydu belki...

Hafızalara kazınan tasarımlar, yıllar geçse de kulaklarda yankılanmaya devam eden motor sesleri, motorun tüm gücünü kullanarak yapılan bir kalkışta geride bırakılan lastik kokusu ve her an insan bedenine hücum eden eylemsizlik ve ivme kuvvetleriyle İlahi Güç tarafından yaratılmış olan yağmurun uyarabildiği tüm duyuları uyarabilmeleriydi delilik derecesinde bağlanmış olan insanların bulunma sebebi.

Aynı, zevk için yağmurda yürümek gibi, zevk için araba kullanmak da tarif edilemez ve 5 temel duyunun ötesine geçen bir uyarıya sahip bir olay. İkisi bir arada olduğunda ise herşey çok daha keyifli olabiliyor. Ön camınıza yağmur damlaları düşerken hiçkimsenin olmadığı dağ yollarında keyfi bir şekilde araba kullanmak hayatım boyunca yaptığım en güzel aktivitelerden biriydi.

Ben de o sabah bunu tekrarladım ve birkaç saat sonra gireceğim finali ve masamda yığılı olan ders notlarını boşverip Ford Focus'un anahtarını kapıp yola çıktım. İyi ki yapmışım, sınava huzurlu ve mutlu bir ruh haliyle girmek, çok çalışıp girmekten daha iyi geldi...

6 Haziran 2010 Pazar


Fatih Altaylı'nın Mazda MX-5 modeli ile ilgili yazdıklarından sonra bu adamın gerçekten söylediği hiçbir lafın önemsenmemesi gerektiğini kendimce en net şekilde anlamış oldum. Detaylara girip laf kalabalığı yapmayacağım, zaten tek cümlesi yeterli; "Bence BMW'nin Z4'üne çok iyi bir alternatif."


BMW fanatiği değilim. Ama nasıl bir zihniyet Z4'e alternatif olarak MX-5'i gösterebilir? Üstelik MX-5 asla yüksek performanslı olmayı ve lüksü vaadetmiyorken. MX-5 sadece keyifli bir araçtır ve hepsi bu. Eğer birileri Z4'ün karşısına çıkarmak veya kıyaslamak için mantıklı araçlar arıyorsa Mercedes SLK veya Porsche Cayman gibilerini gündeme getirmeliler.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Yaşlandığımı farkettim... sabaha karşı 4'te...





Kendimi bildim bileli annem otomatik vitesli, babam ise manuel vitesli araç kullanır. Yıllarca her ikisinin de araçlarını kullanmama rağmen, manuel vitesi hep savunmuşumdur. Sürücüyü arabanın bir parçası gibi hissettirir, arabayla bütünleşmeyi, her harekette milisaniyelik refleksler gösterebilmeyi gerektirir. Daha da verimlidir üstelik... yani öyleydi... Valkswagen, DSG adlı efsaneyi cadde araçlarında yaygın bir şekilde kullanmaya başlayana kadar.
Sabah saatlerinde düşünüyordum, seçme şansım olsa rafine bir performans aracı olan manuel vitesli Civic Type-R'ı mı yoksa daha çok göze hitap eden VW Scirocco'nun DSG vitesli modelini mi tercih ederim diye. Çok fazla düşünmeme gerek kalmadı. Çocukluğumdaki fanatizmim son birkaç yılda yerini mantığa bırakmıştı ve Type-R gözüme oldukça mantıksız göründü...


Sanırım yaşlanıyorum... Belki de sadece daha olgun biri oluyorum. Farketmez, artık hayata dair kararlarımda mantığım daha baskın, tutkularım daha sönük... Dahası, gün geçtikçe kaybolacaklarını hissediyorum. Sonra ne bekliyor? Robotlaşmış bir insan olarak yaşamak mı? Umarım öyledir... Yaşlandığımda bugün sahip olduğum güce ve dayanıklılığa sahip olamayabilirim. O gün geldiğinde duygusuz biri haline gelmiş olmak sanırım herşeyi daha kolay hale getirecek...

İlkler... ve sonlar... bir de unutulmayanlar...

buraya ilk yazım... unutur giderim büyük ihtimalle ama insan bazen ilkleri unutmuyor... belki de unutmak istemiyor... çok umrumda da değil açıkçası; o kadar özenli ve düzenli biri değilim. unutmamaya çalışan biri değilim. hatta o kadar unutkanım ki hayatım neredeyse bütün kötü anılarımdan uzak geçiyor. mutluyum bu yüzden. siz de mutlu olun. unutun gitsin.
hem büyük düşünür Aragorn ne der bilirsiniz; "There is always... hope!"